Friday, December 9, 2011

İş Hayatımdan İnciler - 1

Eğer bir toplantıda hiç not tutulmamışsa o toplantıda boş konuşulmuştur arkadaş.

Tuesday, December 6, 2011

Biri Bana Bunu Açıklasın!!!

Satış Pazarlama Mühendisi ne demektir arkadaşım? Biri bana bunu açıklasın!!! Biz ne saçma bi millet olduk amk!!

http://www.yenibiris.com/IsIlanlari/ilan.aspx?adID=264262&aumail=1#

Yoshitomo Nara, Görür Görmez Vuruldum Sana

Bu adam hakkında hiç birşey bilmezdim, hala da pek bişey bildiğim yok gerçi. Bir tek Japon olduğunu biliyorum, pek yaşlı değil onu biliyorum, bir de tüm dünyaya ününün yayıldığını. Dünya üzerinde pek çok önemli galeri ve müzede eserleri sergilenen Yoshitomo Nara'yı ben tesadüf eseri keşfettim.



Bir gün MoMA'nın giftshopunda ucuzcu reyonunu dolaşırken yukarıda kapağını gördüğünüz kitapçıka gitti elim. Kartpostal niyetinde kullanılabilecek Nara eserlerinden bir derleme olan bu kitapçık beni tam onikimden vurunca başladım diğer eserlerini de kovalamaya. Aşağıda benim en sevdiğim 5 adet  Nara eseri yer alıyor;

1*


2*

3*


4*

5*


Diğer eserlerine googledan bakabilirsiniz, keza artistin kendi web sayfası yoktur. Bu arada profil resmim de yine bu elemana aittir, farketmeyen olursa diye söyleyeyim dedim.

En Sevdiğim Yönetmen Tim Burton



Sevdiğim pek çok yönetmen var ama tüm zamanların en sevdiğim yönetmeni Tim Burton. Şuradan da görebileceğiniz gibi dünya üzerindeki en orjinal adamlardan biri aynı zamanda. Daha önce böyle bir web sitesi gördünüz mü?

Imdb'den öğrendiğim kadarıyla çocukluğunu resim yaparak ve eski filmler seyrederek geçiren Tim'in yeteneği ilk defa bir çöp firması tarafından keşfediliyor ve tasarımı olan anti-litter posteri bu firmanın çöp kamyonlarına giydiriliyor. Liseden sonra California Güzel Sanatlar Fakültesi'nde eğitim alıyor ve ilk işine Disney'de başlıyor. Disney, Tim'e fırsat veriyor ve ilk kısa animasyonu için ona arka çıkıyor. Kendini Vincent Price sanan bir çocuğun hikayesini anlatan Vincent pek çok ödül alıyor ve Tim'in kariyerine ilk kaldırım taşı olarak yerleşiveriyor. İzlemeyenler için buraya ekliyorum.


İlk uzun metraj filmi Pee-wee's Big Adventure süpriz bir başarı yakalıyor ve Tim bir anda şöhreti yakalayıveriyor. Hollywood'da önüne senaryolar seriliyor, herkes gel benimle çalış seni ihya ederim filan diyor ama Tim'in kafasında dolaşan projeler bambaşka. O farklı işler yapmak istiyor, kimsenin yapmadığı, denemediği işler.

Micheal Keaton Beetlejuice rolünde
Tam üç yıl boyunca gelen tekliflerin hepsine burun kıvırıyor  taa ki önüne Beetlejuice senaryosu düşene kadar. Tamam diyor Tim bu benlik işte, neler neler yaparız ohooo...Sonuç da beklendiği gibi oluyor ve Beetlejuice sinema tarihine bir kült film olarak yerleşiveriyor.
Winona Ryder
Daha küçücük bir çocukken izlediğim bu filmle gönlümü çalmış oluyor benim de. Filmin en sevdiğim sahnesi sağda fotoğrafını gördüğünüz sahnedir.
Beetlejuice casting açısından da oldukça başarılıdır. Micheal Keaton ve Winona Ryder karakterlerine cuk oturmuşlar,   zaten ilerleyen yıllarda da Tim Burton'ın favori oyuncuları arasında yer alıyorlar. Micheal Keaton'ın Batman'i ve Jack Nicholson'ın Joker'i canlandırdığı Batman (1989) ve Deni DeVito'nun Penguen ve Michelle Pfeiffer'in Catwoman olarak karşımıza çıktığı Batman Returns(1992) Burton tarafından yönetilmiştir.


Bu iki film arasında Tim Burton hikayesini ve karakterlerini kendisinin yarattığı Nigthmare Before Christmas'ın yönetmenliğini Henry Selick'e, ki kendisini Coraline ve James and the Giant Peach filmlerinden tanırsınız, bırakır ve kendisi yapımcılılğını üstlenir. Stop Motion tekniğiyle çekilmiş, fantastik ve aynı zamanda müzikal janralarına giren bu animasyon The Pumpking King, Jack Skellington karakterini de popüler kültüre kazandırmıştır. Filmin 13. yıldönümünde özel bir soundtrack çıkarılmış, film de 3D olarak Amerika'da Halloween gecesi özel gösterimle vizyona girmiştir. Bu soundtrack'te benim favorim Marilyn Manson coverı This is Halloween, ki şöyle bişey o da.


İlk üç filmin başarısını gören Disney yeni filmi için Burton'a nasıl bir film istiyorsa öyle yapması için tam kredi verir. Bahse konu olan film Edward Scissorhands olacaktır, başrollerde Johnny Depp ve Winona Ryder yer alır. Bu filmden sonra Depp Burton'ın vazgeçemediği aktörlerden biri olacaktır.


Bir nevi Frankenstein hikayesi olan film, Depp'in inanılmaz performansı olmasaydı da bu kadar güzel olabilir miydi acaba? Yaratıcısı Edward'ı tamamlayamadan hayatını kaybedince Edward'ın elleri makas şeklinde kalakalır ve böylece Edward Makaseller ortaya çıkar. Küçük bir çocuk gibidir Edward, korunaklı şatosunda keşfedilince diğer insanlara ve kasaba yaşamına uyum sağlaması zaman alacaktır. Edward dostluk kurmayı, anne sevgisini, aşık olmayı öğrenir ve tüm bunların yanında bütün insanların iyi olmadığını da. Hırsların, çıkarların insanlara neler yaptırabileceğini tecrübe eder ve büyür. Büyümek, kendini farketmesine, farklılıklarını görmesine neden olacaktır. Doğası gereği farklıdır ve onun diğerleri gibi olmaması uyum sağlamasını engeller.

Bir sonraki filmi Ed Wood'da (1994) yine Depp ile çalışırlar. Film, berbat ötesi filmler çeken yönetmen Ed Wood'un ve arkadaşlarının gerçek hikayesini işlemektedir. Sarah Jessica Parker, Bill Murray ve Patricia Arquette filmde başarılı oyunculuklar sergilerler. Zamanında çok da beğeni görmemiş olsada film oyuncu Martin Landau'ya bir adet oscar kazandırmıştır. Bugünse kült filmler arasında yer alır ve imdb 8.0 gibi de bir puanı vardır.

Kariyerinin en kötü filmi olarak anılacak olan Mars Attacks (1996) bence de tam bir saçmalıktır ve onun hakkında konuşmak istemiyorum.

Bu başarısızlık ona da tokat gibi çarpmış olmalı ki Burton kendini dört yıl içinde toparlamayı başarır ve Sleepy Hallow ile 1999'da tekrar seyirci karşısına çıkar. Johnny Depp ve Christina Ricci'nin başrollerini paylaştığı film kurbanlarının kafalarını keserek öldüren kesik kafalı bir hayaletin soruştumasını anlatan film ortaçağ döneminde geçer ve karanlık öğeler içerir.

2001 yılında yeniden çevrim olan sinema klasiği Planet of The Apes'i yöneten Burton, bu filmin yapım aşamasında Helena Bonham Carter ile tanışır ve aralarındaki hem profosyenel hem de duygusal ilişki bugün de hala devam etmektedir, hatta bir çocukları da oldu sanıyorum.


2003 yılında yönettiği Big Fish daha önceki filmlerine benzemese de beğeni toplamayı başarmıştır. Ewan Mcgregor'ın , ki kendisi benim de favori oyuncularımdandır, başrolünde olduğu bu film, masalsı bir aşk hikayesidir. Benim de Tim Burton filmleri arasında en sevdiklerimden biri olan Big Fish ülkemizde pek az insan tarafından bilinmekte ancak kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Yani hayatınızı filan değiştirmeyecek tabi ama kaçırmayın işte, izleyin pişman olmazsınız.


Charlie and the Chocolate Factory (2005) görsel bir şölen ve Willy Wonka daha iyi canlandırılamazdı  heralde ama beni yine de hayal kırıklığına uğratan bir film oldu. Ya izlediğim dönemle ilgili olabilir, ya da kitabını çocukken okuduğum ve hakkında çok hayal kurduğum için hani o klasik hüsrana uğramamdan da olabilir çünkü, hiç bir kitap filme sizin gözünüzden aktarılamaz. Belki de beklentimi çok yüksek tuttuğumdan da olabilir, çözemiyorum ama sonuçta çok da sevemedim ben bu filmi. Filme başarısız demek çok büyük haksızlık olur. Konusu, oyunculuklar, sanat yönetimi, müzikleri ve tabi ki de Umpa Lumpa'lar için izlenmesi gerekiyor. Ayrıca popüler kültürden haberiniz olmalı, sonra bir konuşma filan geçer arkadaş arasında, ayıplarlar adamı vallahi.


Aynı yıl vizyona giren Corpse Bride da yine Nighmare Before Christmas gibi stop motion tekniğiyle çekilmiş animasyon ve müzikal janralarına girebilecek bir animasyon. Viktor Van Dort Johnny Depp, Corpse Bride da Helena Bonham Carter tarafından seslendirilmiştir. Animasyon evlilik yeminini bir mezarlıkta prova ederken yanlışlıkla ölü bir gelinle evlenen Victor'un hikayesini anlatır. Benim en sevdiğim sahne ise aşağıdaki mükemmel düet sahnesidir. Hem hikayesinin orjinalliği, hem karakterlerin ve mekanların detayları hem de müzikleri için kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Büyükler için ama, çocukların kafasını karıştırmamak gerek. İlla animasyon diye çoluk çocuk sinemalara doluşmayın, sonra anlamıyolar vir vir konuşuyolar, ben çok sinir oluyorum.



 
Burton bir sonraki filminde meşhur Broadway müzikali Sweeny Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007) sinemaya aktarır. Başrollerde yine vazgeçilmez aktörleri Johnny Depp ve Helena Bonham Carter'ın oynadığı film, müzikal, korku, dram gibi janralara sokulabilir. Depp'in oyunculuk başarısı bu filme damgasını vurur. Benim için hayalkırıklığı oldu bu film, konusu itibariyle keyif almadığımı söyleyebilirim. Ancak yönetmenlik açısından değerlendirildiğinde Burton'a haksızlık edemem, harika bir iş çıkarmış.

Burton'ın son filmi Alice in Wonderland (2010) imdb'de 6.6 ile değerlendiriliyor ama bence 6.6 biraz haksızlık olmuş. Evet, ben de memnun kalmadım filmden pek ama bence burada da problem, beklentilerin çok yüksek olmasından kaynaklanıyor. Tim Burton yönetmemiş olsaydı bu fimi eminim pek çok insan bayılırdı, hayran kalırdı ama Burton olunca yönetmen, ondan beklenen başarı daha da fazla olduğu için insanlar burun kıvırabiliyorlar. Bir de benim gibi 80 kuşağındansanız Alice's Adventures in Wonderland (1972) her koşulda en iyi çevrim olarak kalacaktır, değil mi? Yanlız şu yandaki tipe de bakar mısınız yaa, nasıl güzel bir karakterizasyondur bu.

Burton şu sıralar yeni stop motion animasyon procesi  Frankenweenie ile haşır neşir, ki ben de sabırsızlıkla bekliyorum. Ekim 2012 olarak planlanmış Amerika gösterim tarihi, bakalım uzayabilir de. Bir de halen post prodüksiyonu devam eden Dark Shadows var, onun da Türkiye'de Mayıs 2012'de vizyona girmesi bekleniyor. Vampirli filan bişeyler olacak bu, yeaa şu sıralar devam eden bu vampir çılgınlığı nedir, biri bana açıklasın lütfen.


Tüm Zamanların en iyi 5 Tim Burton filmi benim için şu şekilde:

1. BeetleJuice
2. Edward Scissorhands
3. Nightmare Before Christmas
4. Big Fish
5. Corpes Bride


Monday, December 5, 2011

Seyirci Olmak Güzeldir

Merhabalar,

Pek fazla bir başarım olmadı hayatta. Akranlarım hem kariyer hem çocuk yaparken ben otuzuma geldim ama henüz kariyerimin çok başındayım ve evet çocuğum da yok. Çocuk yerine evimde bir kedi büyütüyorum, geçinip gidiyoruz onunla sıkıntı yok hatta evde herşey çok huzurlu.

Bir hobi filan da tutturamadım ben mesela. Çok şeyler denedim ama yeteneksizsem demek ki, olmadı. Olsun sıkıntı yok. Tek bir tutkum var hiç vazgeçemediğim o da sinema.

Sevdiğim işi yapmalıyım diye planlar yaparken hep kendimi bir şekilde sinemaya yaklaştırmaya çalıştım. Ama farkettim ki ben sadece izlemeyi seviyorum, bir de izlediğim filmleri insanlarla paylaşmayı. Bu blog fikri de böyle ortaya çıktı zaten. Dedim kendime ulan fikri olan olmayan herkes sinema hakkında yazı yazıyor (bknz: Ömür Gedik) benim neyim eksik. Ben de yazayım, en olmadı eşim dostum, iki, üç arkadaşım okur. Film tavsiye ederken bıdı bıdı saatlerce konuşacağıma al sana link, bak, oku, beğenirsen izle, izlemezsen de izleme derim olur biter, benim de hayatım kolaylaşır bi açıdan.

Genel olarak herşeye çok üşenen bir insanım ama bir sinema konusunda üşenmem. Fragmanlar izlerim, imdb'de saatlerce vakit geçirebilirim, sinema programlarını izlerim, blogları takip ederim. İnternetimi en etkin film indirmek için kullanırım. Kendime görev edinirim, ararım, bulurum ve izlerim, takarım kafayı yani böyle de bir manyakım işte.

Düzenli olarak yazarmıyım şimdilik kesin birşey söyleyemem, zamanla hep birlikte görürüz. Seyirde kalın şimdilik çünkü seyirci olmak güzeldir.