Şimdi beni bilen bilir, çölde kutup ayısı görsem selam der geçerim, şaşırmam yani. Neden? Çünkü, nerde bi saçmalık, bi aksilik var beni bulur arkadaş. Böyle üstüme üstüme çekerim en yokartıkbukadardaolmazları. Olur çünkü, oluyor, ben tecrübe ediyorum. Şimdi düşündüm de bu başıma gelenleri kayda geçirsem, mesela bu bilogda, belki ilerde kendi talihsiz serüvenler dizimi oluşturabilirim. Yani demem o ki, Vay Başıma Gelenler bir yazı dizisidir, kendinizi iyi hissetmek isterseniz okuyun.
Her biri 18 kattan oluşan 16 Bloklu bir site komplexinde oturuyorum. Havuzdu, güvenlikti, bahçe bakım, spor tesisleri her şey var işte, bu Ağaoğlu akımından yapılan yeni sitelerden biri. Şimdi herşey iyi hoş, şikayet edecek bişey yok, çok şükür ama vay benim başıma gelene bakın. 18 kattan, her katta 4 daireden, 16 bloklu bir site kompleksinde bana denk gelen karşı komşu şöyle birşey:
Evet, siz yorumlayın gari, gari de gari...
Friday, January 20, 2012
Thursday, January 19, 2012
İş Yerimden İnciler 2- İnsanlarla Aram Hiç İyi Olmadı Arkadaş
Az önce bi toplantıdan çıktım, tamamen haklı olduğum bir konuda yanlış uslup kullandığım için kendimi doğru ifade edemedim. Bu benim en çok sıkıntı çektiğim konulardan biri. Aklıma gelen anında dilime düşüyor keşke biraz içerde döndürsem onu, ama olmuyo işte, nasıl oluyor ne oluyor anlamıyorum ama oluveriyor.
Bir iş arkadaşım beni insanlarla iyi ilişki kuramadığım için eleştiriyor patronun yanında hem de, insan ilişkileri iyi olursa istediğin herşeyi yaptırırmışsın. Profesyonellik de buraya kadar işte. Ne ilişkiymiş arkadaş!! Hayır, buradaki öküzleri bilmeyen biri, mesela sen, diyebilirsin ki acaba nasıl davranıyor bu insanlara? Ben davranamıyorum işte, yalakalık yapamıyorum, politik davranamıyorum, hazır cevap olamıyorum, insanların egolarını şişiremiyorum, alttan alamıyorum ama kimseye saygısızlık da yapmıyorum, bağırıp çağırmıyorum, yalan söylemiyorum, arkalarından kuyularını kazmıyorum, kimseye haksızlık etmiyorum. Sevmesem bile hakkını veririm insanların, ama şunu doğru yapmış derim, beni bilen bilir. Üç beş kişi onlar da işte, dedim ya insanlarla aram iyi değil.
Bu bir yardım çağrısı değil yanlış anlaşılmasın, içini dökmek bir nevi. Sonradan okuyup kendime kendimi hatırlatmak için kısa bir not. Mecburen birlikte olduğum insanlara tahammülümü kolaylaştıracak kısa bir hatırlatma. Kendime kızım sen böylesin işte, çabalama fazla demenin bir yolu, o kadar.
Çoğunluk
Seren Yüce'nin yazıp yönettiği Çoğunluk'ta başrolleri Bartu Küçükçağlayan ve Settar Tanrıöğen paylaşıyor.
Film Mertkan'ın ekseninde dönüyor. Mertkan hepimizin tanıdığı, bildiği, hayatının bir döneminde belki okulda, belki arkadaş çevresinde birşekilde karşılaşmış olabileceğimiz, sıradan bir genç. Çoğunluktan biri yani. Babasının ve annesinin biricik oğlu. Babası Mertkan'ı kendi gibi olması için daha küçücük yaşlarından beri yanında gezdiriyor, işini birgün ona devredecek ama asla emekli olmayacak. Kendisi gibi olmazsa, standardın dışına çıkarsa diye onu hep kollayacak, gerekirse parayla, rüşvetle işleri yoluna koyacak. Biliyoruz değil mi hepimiz bu babaları?
Mahalleden arkadaşlarıyla takılıyor, arada babanın arabasını alıp akşam gezmelerine çıkıyor. Baba kızar gibi yapsa da bıyık altından oğlum büyüdü de karı kız götürüyor diye gururlanıyor. Anne hep evde, hiç birşey paylaşamadığı ailesiyle ömrünü geçiriyor. Mutsuz ev hanımları çoğunluğudan, hali vakti yerinde bir ev, iki erkek evlat ve bir eş, insan daha ne ister ki hayattan? Bundan sonrası çarka uyup ölümü beklemek.
Mertkan mahallede hep gittikleri bir hamburgercide çalışan, etnik kökeni tam olarak filimde söylenmeyen, izleyicinin yorumuna açık bırakılan, Gül ile takılmaya başlıyor, tamamen sıkıntıdan. Anlayamıyoruz başlarda, aslında kızın ilgisi çok açık ama Mertkan renk vermiyor. Çünkü arkadaşlarının yanında, çünkü o kız onun için uygun değil, çünkü böyle hisler kendi dengi kızlara karşı beslenmeli, öylesine değil. Çoğunluk ağır basıyor yine ve Mertkan düzene uyuyor, kızı yarı yolda bırakıyor arkasından çocuklar gibi ağlasa da yapabileceği birşey yok. Herşey için çok geç olduğundaysa düzene uymaya devam etmek en kolayı onun için.
Genellikle azınlık öyküleri izliyoruz ama çoğunlukla birlikte yaşıyoruz. Azınlıklara bakışımız nasıl olursa olsun çoğunluktan besleniyoruz, ailemizin bizi yönlendirdiği şekilde biçimlendiriyoruz hayatımızı ve standartlarımız bir şekilde çevremiz tarafından belirleniyor. Ben onlardan değilim deme şansımız yok, çünkü biz de onlardanız. Azınlıklar kimler? Bunun bi önemi yok bu filmde. Çünkü film azınlıkların çektiği sıkıntıları vurgulamak niyetinde değil tam tersi, kabuğundan çıkmak isteyip de başaramayan veya cesaret edemeyen çoğunluğun sıkıntısını anlatıyor bize.
Mertkan o kadar tanıdığımız, bildiğimiz bir karakter ki izlerken empati kurmamak mümkün değil. Onun sıkıntısını kavrayacaksınız, zaman zaman ondan tiksinip, zaman zaman acıyacaksınız ama zavallılığı karşısında çaresiz kalışınız, işte sizi en çok o rahatsız edecek. Çünkü, Mertkan hemen yanıbaşınızda, komşunuzun oğlu, belki kuzeniniz, lise arkadaşınız, mahallede gördüğünüz delikanlı, herneyse işte birşekilde çevrenizde ve siz çaresizsiniz.
Sizi rahatsız edecek bir film bu, pembe balonunuzda mutlu kalmak istiyorsanız bulaşmayın derim çünkü, film bittiğinde hissedecekleriniz peşinizi bırakmayacak. Sinema keyif işidir arkadaş, ben düşünemem diyenler uzak dursun, sinema bana hayatı öğretir diyenler siz bi bakın bakalım bu filme, ne öğreneceksiniz?
Film Mertkan'ın ekseninde dönüyor. Mertkan hepimizin tanıdığı, bildiği, hayatının bir döneminde belki okulda, belki arkadaş çevresinde birşekilde karşılaşmış olabileceğimiz, sıradan bir genç. Çoğunluktan biri yani. Babasının ve annesinin biricik oğlu. Babası Mertkan'ı kendi gibi olması için daha küçücük yaşlarından beri yanında gezdiriyor, işini birgün ona devredecek ama asla emekli olmayacak. Kendisi gibi olmazsa, standardın dışına çıkarsa diye onu hep kollayacak, gerekirse parayla, rüşvetle işleri yoluna koyacak. Biliyoruz değil mi hepimiz bu babaları?
Mertkan mahallede hep gittikleri bir hamburgercide çalışan, etnik kökeni tam olarak filimde söylenmeyen, izleyicinin yorumuna açık bırakılan, Gül ile takılmaya başlıyor, tamamen sıkıntıdan. Anlayamıyoruz başlarda, aslında kızın ilgisi çok açık ama Mertkan renk vermiyor. Çünkü arkadaşlarının yanında, çünkü o kız onun için uygun değil, çünkü böyle hisler kendi dengi kızlara karşı beslenmeli, öylesine değil. Çoğunluk ağır basıyor yine ve Mertkan düzene uyuyor, kızı yarı yolda bırakıyor arkasından çocuklar gibi ağlasa da yapabileceği birşey yok. Herşey için çok geç olduğundaysa düzene uymaya devam etmek en kolayı onun için.
Genellikle azınlık öyküleri izliyoruz ama çoğunlukla birlikte yaşıyoruz. Azınlıklara bakışımız nasıl olursa olsun çoğunluktan besleniyoruz, ailemizin bizi yönlendirdiği şekilde biçimlendiriyoruz hayatımızı ve standartlarımız bir şekilde çevremiz tarafından belirleniyor. Ben onlardan değilim deme şansımız yok, çünkü biz de onlardanız. Azınlıklar kimler? Bunun bi önemi yok bu filmde. Çünkü film azınlıkların çektiği sıkıntıları vurgulamak niyetinde değil tam tersi, kabuğundan çıkmak isteyip de başaramayan veya cesaret edemeyen çoğunluğun sıkıntısını anlatıyor bize.
Mertkan o kadar tanıdığımız, bildiğimiz bir karakter ki izlerken empati kurmamak mümkün değil. Onun sıkıntısını kavrayacaksınız, zaman zaman ondan tiksinip, zaman zaman acıyacaksınız ama zavallılığı karşısında çaresiz kalışınız, işte sizi en çok o rahatsız edecek. Çünkü, Mertkan hemen yanıbaşınızda, komşunuzun oğlu, belki kuzeniniz, lise arkadaşınız, mahallede gördüğünüz delikanlı, herneyse işte birşekilde çevrenizde ve siz çaresizsiniz.Sizi rahatsız edecek bir film bu, pembe balonunuzda mutlu kalmak istiyorsanız bulaşmayın derim çünkü, film bittiğinde hissedecekleriniz peşinizi bırakmayacak. Sinema keyif işidir arkadaş, ben düşünemem diyenler uzak dursun, sinema bana hayatı öğretir diyenler siz bi bakın bakalım bu filme, ne öğreneceksiniz?
Subscribe to:
Posts (Atom)





